DÜNYA
Giriş Tarihi : 24-04-2022 16:47   Güncelleme : 24-04-2022 17:14

Toroslarda  İki Gencin Gönül Ferman Dinlemeyen Aşk Hikayesi

 Mithat ÜNAL-Bugün size öyle bir hikaye anlatacağım ki, okurken yazının ne zaman geçtiğini anlayamayacaksınız.  Evet Bu hikaye nerede, ne zaman geçti, kahramanları kimlerdi, ne yaşadılar buyurun başlayalım.

Toroslarda  İki Gencin Gönül Ferman Dinlemeyen Aşk Hikayesi

 Mithat ÜNAL-Bugün size öyle bir hikaye anlatacağım ki, okurken yazının ne zaman geçtiğini anlayamayacaksınız.  Evet Bu hikaye nerede, ne zaman geçti, kahramanları kimlerdi, ne yaşadılar buyurun başlayalım.
Evet okuyacağınız hikaye sonu karakolda biten bir hikaye. Ne cinayet, ne gasp, ne de hırsızlık. İki genç arasında geçen okudukça susamış gibi sizi kendisine çeken, okudukça daha çok merak uyandıran doyumsuz ve ne zaman bittiğini anlayamadığınız, kendileri değil ama hikayeleri ölümsüz olabilecek bir hikaye.
Deyim yerindeyse, aslında çeyrek asır önce yaşanmış bir aşk hikâyesi.
Hadi Başlayalım o zaman.
Alanya ile Kahramanmaraş arasında geçen ilginç bir serüven. Kahramanların adını vermek istemiyorum. Olay gerçek ve o günlerde merkezinde benimde olduğum bir haberle kamuoyuna duyurulan ve Alanya da gündem olan bir Leyla Mecnun hikâyesi.
Elleri kelepçe ile birine bağlıydı. Ben ilk gördüğümde kız, ‘Bizi ayırmayın Komutanım’ diye ağlıyordu. 
‘Müsaade var mı komutanım?’ diye içeri girdim. Komutan, gülümseyerek, ‘Gel’ dedi. Ve duvarda ayakta bekleyen Kız (14) ve Erkek(16 veya 17) yaşında duvarda birbirine kelepçeli iki genci gösterdi.
Erkek olan (Hadi ismine Murat diyelim) sessizce ve endişeli bekliyor, Kız( Hatice?) iki gözü iki çeşme, ağlıyor bir yandan da yalvarıyordu.
‘Bizi Ayırmayın Gomutanım….’
Komutan’ın ayırmak istemediği her halinden belliydi ama, sonuçta son noktayı Savcı koyacaktı. Öyle de oldu.
Kızın bir de annesi var, karakolda kadından ben korktum. Cazgırmı cazgır…
Kıza çıkışıyordu. Sen görürsün, nasıl bunu yaparsın… ne zaman büyüdün?
Babası mı?
Babasının ağzı var dili ok.
Komutan ikide bir ‘bir sus teyze, bir sakin ol.’ Diyerek kadını teskin etmeye çalışıyordu. 
Kızcağız annesinden mi korkuyor, arkadaşından mı ayrılmak istiyor bu sonradan öğrendik. 
Neyse hikaye  Kahramanmaraşta başlıyor.  Bir grup aile gürgen ağaçlarından kömür oluşturmak için Antalya’nın Alanya ilçesine gelmişlerdi. Torosların güneyinde karacaağaç, gürgen ve meşelerden kömür yakacaklardı.
Kışın yakmak için hazırlanan kömürler.  Önce yamaçlardan ağaçları topluyorsunuz, sonra küçük tepeler şeklinde yığnak yaptıktan sonra merkezi tutuşturup, üzerini kapatıyordunuz. İçten içe yanıyor. Daha sonra üzerini açtığınızda, simsiyah  kömür oluşuyor. 
Aileler  geçimlerini bundan sağlıyor.
Murat ile Hatice de Aileleri ile Kahramanmaraş’tan Alanya’ya kömür yapmak için gelmişlerdi.  Birbirlerine duydukları ilgi önce arkadaşlığa, sonra aşka dönmüştü. Dağlarda çalışırken,  Ne zaman akşam oldu, farkına bile varmıyorlardı. Hele hele kömür çıkarırken ki o simsiyah hallerinde bile birbirlerine çok güzel görünüyordu. Karşılaştıklarında simsiyah kömür karası yanaklarına rağmen gülümsediklerinde görünen bembeyaz dişleri ve gözleri, onları bir birine bir daha bağlıyordu.
Kızın annesi, hal ve davranışlarından ikisinin birbirine gün geçtikçe yaklaştığını fark etmeye başlamıştı. 
Kızı odun toplamaya ve kömür yakmaya göndermiyor, naylondan delme çatma barakada ev işlerine bırakıyordu.
Hatice ile Murat’ın aralarındaki özlem, daha ilk günde kalplerini durduracak hale gelmiş, nefes alamaz olmuşlardı.  Hatice’nin mutfakta yıkadığı tabak Murat gibi, Murat’ın  yığnak yaptığı kömür, Hatice gibi görünmeye başlamıştı. Önce beraber çalışırken, ne zaman geçtiğini anlayamadıkları bir gün şimdi ikisine de yıllar gibi geliyordu.
Murat, akşam çadırların olduğu yere gelirken, Hatice’nin dışarı çakması umudu ile o yöne bakıyor, Hatice de bir an Murat’ı görmek için fırsat kolluyordu. Ama Murat’ın geleceği saati bilen birisi daha vardı. Hatice’nin annesi….
O gün öyle bir şey oldu ki
Bu durum böyle gitmezdi. Gidemezdi, gitmemeliydi. Hatice ve Murat böyle düşünmeye başlamışlardı.
Kaçacaklardı.
O kesin ama önlerinde Anneden daha büyük bir  engel vardı.
Yaşları…
Hele hele Hatice’nin yaşı 14 olduğu için kanunen bu evlilik gerçekleşemezdi. Hatice’ye bu ne kadar izah edilse de, annesinin ev hapsinde bile dayanılmaz olan ayrılık şimdi belki de bir ömür olacaktı.  
Hatice o gün karar vermişti. Bir şekilde Murat ile buluşacak ve o karaca ağaçların arasından kaçacaklardı. Hangi yöne giderlerse gitsinler, fark etmezdi onun için. Murat ise çaresizliği bir türlü kabullenemiyordu.  İlk hamle Hatice’den geldi. Herkesin uyuduğu gecenin bir yarısında, yavaşça kalktı, annesinden habersiz hazırladığı, içerisine kimliğini ve birkaç özel eşyasını koyduğu bohçasını aldığı gibi çıktı dışarı. Artık dönüş yoktu.  Ya Murat kendisinden daha cesaretsiz çıkarsa? Ne olursa olsundu. Bu uğurda başına geleceklerin hepsine razıydı Hatice.  Eğer  geceleyin Murat’a ulaşamazsa  sabaha kadar zaman zaman kaçamak yaptıkları yerde bekleyecekti.  Ama mucize gibi bir şey oldu o anda. Hatice’nin yokluğu taaa sabah namazında fark edilecekti. Murat hiçbir şeyden habersiz  ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı.  
Rüya mıydı bu?
Bir anda karşısında Hatice belirmişti. Hadi Murat… Hadi gün bugün. Murat neye uğradığını şaşırdı. Üzerindeki uyku sersemliğini atlattıktan sonra içerdeki ceketini aldı.  O tutulan el bir daha bırakılmayacaktı. Karanlığın ortasında karaca ağaçların arasından sadece bayır aşağı koşar sürünür bir vaziyette gittikleri belliydi. Nereye gittikleri bilinmiyordu.
Anne uyku serseminin arasında bir çıtırtı sesi duymuştu. Kafasını kaldırıp Hatice’nin yatağına baktığında her şey yolunda gibiydi. Yorgan kabarık, yastığın üzerinde kabarıklık vardı. 
‘Ordaymış.’ Dedi ve geri uyudu.
Sabah Namazında Kıyamet Koptu
Hatice'nin Annesi, sabahleyin baktığında Hatice’nin yatağının aynı pozisyonda olduğunu fark etti. Şüphelendi. Yorganı kaldırdığında ise iki yastığın ard arda konduğunu ve yastığın üzerinde de bir bebek yastığının olduğunu fark etti.  Önce eşi Ahmet Bey’i büyük bir huşumla kaldırdı, sonra etrafındakileri… Herkes Hatice’yi aramaya başladı.  Murat’ın ailesi de uyanmıştı gürültüye ama şüphelenmemişlerdi. Çünkü Murat zaman zaman erkenden çalışmaya gider, kahvaltı zamanı geri gelirdi. Ama bugün durum farklıydı. Onlarda Muratla Hatice’nin arasındaki aşkı biliyordu.  Ama sessiz kalıyorlardı.
Anne'nin feryatlarını duyunca Murat’ın bu seferki yokluğunun nedenini anladılar.  Hatice Teyze hırım hışım, onlara doğru koşuyordu.
-Nerde Murat Nerde…?
Murat’ın Babası ne kadar sakin durmaya çalışsa da Hatice Teyzenin ağır sözleri öfkelendirmişti.  Birden…
-‘Kaçmışlar işte ikisi de yok.’ Dedi.
Anne, öfke ve çaresizlik içerisinde Murat’ın babasının yakasına yapıştı. Annesi ise mecburen müdahale etti. Bir taraftan Hatice Teyzeyi sakinleştirmeye diğer yandan da kocasını oradan uzaklaştırmaya çalışıyordu.  Diğer Çadırdakiler toplanmışlardı olay yerine.  Herkes Hatice Teyze’yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Hatta Hatice’nin Babası bile.  Sanki gençlerin evlenmesine Hatice’nin babası dahil oradakiler hep rıza gösteriyor, zaman zaman birlikte çalışmalarına bile tolerans tanıyorlardı.
Gençler Nasıl Yakalandı?
Murat ve Hatice  sabaha kadar yürüdüler. Yola indiklerinde  tanyeri bir hayli ağarmıştı.  O yıl  Torosların eteklerinde Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya’nın eteklerinde esrarengiz kişiler dolaşıyordu.  Yayla evlerinde hırsızlık vakaları almış başını gidiyordu.  Bu yüzden Alanya Jandarma Bölük Komutanlığına bağlı ekipler sürekli devriye atıyordu. O sabahta  bir ekip devriyeye çıkmıştı.  Yolda giderken erlerden birisi iki kişinin bir anda yol kenarındaki çalılıkların arkasına kaçtığını gördü. Hemen devriye komutanına haber verdi. Aracı durdurup çalılığın ardına baktıklarında Kızın çalılığın içine gizlendiğini ama ikinci kişinin olmadığını gördüler.  Murat, bir aşağıya doğru koşmuştu.  Komutan, Hatice’ye, yanında kimin olduğunu sordu. Hatice kimsenin olmadığını söyleyince  asker ısrarla; ‘Gördüm komutanım. Yanında erkek bir çocuk vardı.’ Dedi.
Askerler kısa süreli bir arama yaptıktan sonra Murat’ı da saklandığı yerden getirdiler.  İkisi de Jandarmanın devriye aracındaydı. Saat 07:00 civarında karakola gelmişlerdi.
Tek Kelepçe İki Hayat
Hatice bir taraftan ağlıyor, diğer yandan ‘Bizi ayırmayın Gomutanım.’ Diye yalvarıyordu.  Bu  yakarışlar bir süre devam edince,  komutan askere ‘Bağlayın ellerini’ diye emretti. Asker iki kelepçe çıkardı. Komutan, iki kelepçeyi ne yapacaksın diye sordu. Asker, ellerini bağlayacağım komutanım.’ Dedi. Komutan  merhametin dışa vurduğu bir ses tonu ile “bırak kelepçenin birini diğer kelepçenin bir gözünü kızın, diğer gözünü delikanlının eline  tak.” dedi.
Ne olursa olsun, bir kelepçenin ellerini birleştirmesi Hatice kadar, Murat’ı da mutlu etmişti. Ama her ikisi de daha işin zor kısmının geride olduğunu biliyorlardı. 
Hatice’nin annesi ve babası yarım saat sonra karakola geldiklerinde gözlerine inanamadılar.  Hatice ve Murat, elleri kelepçe ile bağlı duvara dayalı, ayakta bekliyorlardı.  Anne Hatice’ye bir hamle yaptı ama babası ve askerlerin engellemesi ile müdahale edemedi.  Anne komutana dönerek ben bundan şikayetçiyim. Zorla kızımı kaçırdı.’ Diye bağırdı.
komutan, Hiç sanmıyorum. Ama hele şöyle  bir oturun.’ Diyerek sakinleştirmeye çalıştı. Annenin hırçınlığı babayı bile şaşırtıyordu.
Şikayetçiyim. 14 yaşında çocuk….
Hatice Annesinin kararlığını görünce yine o bir saattir olan yakarışlarına devam ediyordu.
Annesi’nin ifadesi alınırken yine ‘Bizi ayırmayın Gomutanım.’ Diye yalvardı.  
Komutan yapacağı hamleleri biliyordu. Ama babanın olumlu tavrından cesaret alıyordu.  İfade öncesinde yine Anneyi biraz sakinleştirmeye çalışıyordu ama nafile…
O Telefon…
Komutan, beni aradığında hem gülüyor, hem de sana çok önemli bir haberim var diyordu. Yaklaşık 20 dakika sonra Karakola geldiğimde, duvarda iki gencin birbirinin eli tek  kelepçe ile bağlı vaziyette durduğunu gördüm. Önce izin aldım, sonra fotoğraflarını çekmek istedim. Yaşlı adam ve gençler hiçbir tepki vermediler. Ama karşımdaki kadın öyle bir hiddetle ayağa kalktı ki ürpermemek elde değildi.  Komutan onu bu sefer biraz sert bir dille uyardı.  Sadece gençlerin fotoğrafını çektim.
Kız neredeyse kendinden geçmiş, hep o sözü tekrar ediyordu. ‘Bizi ayırmayın Gomutanım.’  Erkeğin ağzını bıçak açmıyordu. Deyim yerindeyse kaderine razıydı. Halinden de memnundu. Çünkü kelepçeyle de olsa, sevdiği yanında  ve kendine sadece kalpten değil, kelepçeyle de bağlıydı.  Fotoğrafı çekip olay tutanağından notumu aldıktan sonra oradan ayrıldı.
Gazetemin Başlığı
Ogün benim için çok farklı bir gün olmuştu. Güne tam bir romantizm ve macera dolu bir hikaye ile başlamıştım.  Karakola vardığımda, içerdeki atmosfer,  görüntüsü çaresizlik, tema da ise büyük bir korku, endişe, öfke ve mutluluk vardı. Bilgisayarı açtım, olaylar gözümün önünden film şeridi gibi geçiyordu.   Hem başlığı arıyor, hem de konuyu toparlamaya çalışıyordum.  Notlarımı incelerken, bir yandan da  kızın  komutana olan yakarışları yankılanıyordu beynimin içinde.
‘Bizi Ayırmayın Gomutanım’  Hemen dedim. Başlık bu…
‘Bizi Ayırmayın Gomutanım.’
Alanya Ağladı
Gazetenin manşetini  Yazıişleri Müdürümüz Mehmet Ali Gürses ile birlikte kararlaştırdık.  Gazetenin Sahibi  Ümran Bozoğlu, en son sayfaya baktığında Mehmet ali de Ben de  gözlerinin nemlendiğini fark ettik.  O da bizim  fark ettiğimizi fark etti.
-Tamam çocuklar deyip  yanımızdan ayrıldı.  Ertesi gün  hikaye kısa sürede Alanya da yankılandı.  Aldığım telefonların büyük bir bölümü gençlerin ayrılmamaları yönündeydi.  Birçok okuyucum, o duygu yoğunluğu ile  çocukları ayırmayın.’ Diyordu. 
Savcılıktan gelen telefon…
Sabahın erken saatlerinde başlayan telefon trafiğinin arasından b irisi farklıydı.  Savcılıktan beni çağırıyorlardı.  Ne yalan söyleyeyim, çocukların yaşı küçük olduğu için tedirgindim. Her ne kadar isimlerini yazmasam da buzlamaya rağmen yüzleri belliydi.  Öylece gittim. Kapıyı çalıp girdiğimde gördüğüm manzara karşısında şok oldum.  Gençler, bir gün önce her tarafa saldıran ama sonrasında süt dökmüş kediye dönen anne ve belediye görevlileri.  Savcının odasındaydı.  Kızın kemik yaşı tuttuğu için babanın rızası ve annenin iknası ile Hatice ve Murat Muradına kavuşmuştu. İnşalla Hala mutlu mesut hayatlarını sürdürüyorlardır….

 

AdminAdmin