GÜNCEL
Giriş Tarihi : 08-05-2021 18:34   Güncelleme : 08-05-2021 19:19

ERDOĞAN: 17 MAYIS'TA YENİ NORMALLEŞME SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "17 Mayıs itibarıyla başlayacak yeni normalleşme takvimimizi önümüzdeki günlerde açıklayacağız. İlk kabine toplantımızın en önemli gündem maddelerinden bir tanesi de zaten bu olacak. Bu takvimde okulların açılışıyla ilgili süreç de yer alacak" dedi..

ERDOĞAN: 17 MAYIS'TA YENİ NORMALLEŞME SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "17 Mayıs itibarıyla başlayacak yeni normalleşme takvimimizi önümüzdeki günlerde açıklayacağız. İlk kabine toplantımızın en önemli gündem maddelerinden bir tanesi de zaten bu olacak. Bu takvimde okulların açılışıyla ilgili süreç de yer alacak" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "81 ilden 560 gençle En Uzun İftar Sofrası" programına, Vahdettin Köşkü'nden video konferans aracılığıyla bağlanarak gençlere seslendi, ardından da onların sorularını yanıtladı. 

Gençlerle bir araya gelmeye, onları dinlemeye önem verdiğini söyleyen Erdoğan, "Sizlere müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak için var gücümüzle çalışıyoruz. İnanıyorum ki sizler de devraldığınız bayrağı çok daha ilerilere taşıyacaksınız" dedi. Erdoğan, şöyle konuştu:

"Biz gücümüzü, heyecanımızı gençlikten alıyoruz. Milletimizin geçmişten bugüne verdiği mücadelede gençlerimiz hep önde oldu, öncü oldu. Yarının büyük ve güçlü Türkiye'sinin önderleri ve mirasçıları da yine gençler olacaktır. Sizlere müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak için var gücümüzle çalışıyoruz. İnanıyorum ki sizler de devraldığınız bayrağı çok daha ilerilere taşıyacaksınız. Yaşamın her alanında yapacağınız tercihlerin, alacağınız kararların kişisel hayatınızla birlikte ülkemizin geleceğini de inşa edeceğini unutmayın. Sizlere güveniyoruz. Sizlere inanıyoruz. Sizlerle gurur duyuyoruz.

Koronavirüs salgınının gençlerin eğitim ve sosyal yaşamına yansımaları oldu. Bugüne kadar oluşturduğumuz güçlü eğitim-öğretim ve bilişim altyapısıyla eğitimlerinizi uzaktan ama kesintisiz sürdürmenizi sağladık. Sosyal yaşamla ilgili olarak ise bir süre daha hepimizin fedakarlık yapması gerekiyor. Tedbirlere sıkı sıkıya riayet ederek, bu salgını en kısa zamanda atlatıp normal hayatımıza döneceğimiz günlerin yakın olduğuna inanıyorum. Bu vesileyle her birinize Rabb'imden başarılı ve sağlıklı bir gelecek temenni ediyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından gençlerin sorularını yanıtladı. Gençlerin Erdoğan'a yönelttiği sorular ve yanıtları şöyle:

“Salgın süresince devletimizin yaptığı destek paketlerinin yanında gençler olarak bizlerin destek olabileceği sorumluluğumuz var mıdır?

-Salgının gerçekten tüm gençliğimizi yakından ilgilendiren bana göre 3 tane önemli boyutu var. Birincisi kurallara riayet ederek salgının bir an önce tehdit olmaktan çıkmasına özellikle gençlerimizin yardımcı olmalı destek vermelidir. İkincisi yalan ve yanlış haberlerle milletimizin moralini bozmak isteyenlere fırsat tanınmamalıdır. Biliyorsunuz ciddi manada dezenformasyon yapılıyor ve bu kadar önemli yatırımlar olmasına rağmen bu yalan yanlış haberlerle halkımız aldatılıyor. Üçüncüsü ise şartlar ne olursa olsun kendilerini geliştirmeye, okumaya, tefekküre, geleceğe hazırlanmaya devam etmeleridir. Unutmayınız sizler bu ülkenin 2053 vizyonunu hayata geçirecek kuşaklarısınız. Sizlerden sadece ilim sahibi olmanızı değil, bunun yanında irfan sahibi olmanızı, bunun yanında hikmet sahibi olmanızı da istiyorum. Yani ilim, irfan ve hikmet. Bunların üçü zaten bir arada olduğu zaman o gençliği kimse yıkamaz.

"CİDDİ MANADA VEFAT SAYISINDA DÜŞÜŞ VAR"

Pandemi sebebiyle okullarımızdan uzak kaldık. Acaba gerekli hijyen koşulları sağlandıktan sonra okullarımız açılacak mı?

-İnşallah 17 Mayıs itibarıyla başlayacak yeni normalleşme takvimimizi önümüzdeki günlerde açıklayacağız. İlk kabine toplantımızın en önemli gündem maddelerinden bir tanesi de zaten bu olacak. Bu takvimde okulların açılışıyla ilgili süreç de yer alacak. Salgının şüphesiz ki inişli çıkışlı seyri bu tür konularda çok önceden kesin tarihler vermemize mani oluyor. Bakınız şu anda ciddi manada vefat sayısında düşüş var. Tabii bu aldığımız tedbirlerin netice vermeye başladığını gösteriyor. Vaka sayılarında çok ciddi düşüş var. Bu da netice almaya başladığımızı gösteriyor. Fakat gerektiğinde şartları zorlama pahasına sizleri okulunuzla buluşturmak için her türlü gayreti gösterdiğimizden emin olabilirsiniz. Zira herhalde bir gencin en büyük aşkı öğretmenidir, okulundaki arkadaşlarıdır, okuludur. Ve okullarımızla bizler gelişiyoruz. Okullarımızla geleceğe yönelik güç, kuvvet buluyoruz. Onun için derdimiz bir an önce sağlıklı bir şekilde okullarınıza kavuşmak ve tekrar derslerinize dönmek, hocalarınızla bir arada olmaktır.

"FAKİR FUKARA, GARİP GUREBA SOFRASINDA OLMAKTAN GERİ DURMAYIN"

‘Nerede o eski ramazanlar’ cümlesine katılıyor musunuz? Siz de bu ramazanlara özlem duydunuz mu? 

-Benim şu anda o ramazanları yaşadığım babam yok, anneciğim de yok. Onlarla beraber gerçekten biz çok farklı ramazanlar yaşadık. 'Ah nerede o eski ramazanlar.' diyenler, anneleri ve babalarıyla birlikte o yaşadıkları ramazanları hatırlıyorlar. Şu anda programda anlatamayacağımız o kadar güzellikler, o kadar hassasiyetler vardı ki; onu artık bugüne vurmak çok da kolay değil. İftar saatine doğru koşup fırından 2-3-4 ekmek hamurunu alıp anacığıma yetiştirdiğim günleri hatırlıyorum. O da hemen evde tabii kuzinemiz var. Kuzineye anacağım o hamuru açıyor, üzerine kavurmayı filan yerleştiriyor, üzerine birkaç tane yumurta kırıyor ve ondan sonra iftarı onunla birlikte yapıyoruz. Şimdi tabii siz de iştahlandınız 'Biz de böyle bir iftar yapabilir miyiz?' diye. Bizim yaşımızdaki insanlar için elbette eski günleri hakikaten özlemle yad etmek gayet normaldir. Ama her dönemin kendine göre güzellikleri olduğunu da unutmayın. Sizler de ileride belki bugünkü ramazanları aynı hissiyatla yad edeceksiniz.

Kendi ramazanlarımıza gelince gençlik yıllarımızdan beri hep siyasetin ve yoğun sosyal hayatın içinde olduğumuz için iftarları çekirdek ailemizden uzakta olduk. Bununla birlikte iftarda birlikte olduğumuz her kesimden insanımızı büyük ailemizin bir parçası olarak görüyoruz. Elbette bulduğumuz her fırsatta çocuklarımızla, torunlarımızla, yeğenlerimizde iftar yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Ama ben yine de sizlere özel olarak şu tavsiyemi yapıyorum; hem ailenizle birlikte iftar yapmaktan bunun yanında da fakir fukara garip gureba sofrasında olmaktan da bence geri durmayın.

"ALDIĞIM KÜLTÜR BANA BAŞ EĞDİRMEDİ"

Yakınınızdaki eş, dost ve akrabalarınız sizin için 'Tam bir Kasımpaşalı' ifadesini kullanıyor. Sizce sizi Kasımpaşalı yapan en belirgin özellikleriniz nelerdir?

-Öncelikle Kasımpaşa İstanbul'un en renkli insan çeşitliliğine buna bağlı olarak da en zengin kültüre sahip semtlerinden biridir. Öyle bir semtte doğup büyümüş olmayı kendim için adeta bir lütuf olarak görüyorum. Her ne kadar birileri Kasımpaşalı deyimini kabadayılık da örtüştürmek çalışsa da bana göre Kasımpaşalının en önemli özelliği işte bu insan ve kültür zenginliğidir. Siyasette, belediye başkanlığında, başbakanlıkta ve cumhurbaşkanlığında böyle zenginlik içinde yetişmiş olmamın çok büyük faydalarını gördüm. En azından o aldığım kültür bana baş eğdirmedi. Hiçbir zaman namertlerin karşısında baş eğmedim. Mert olmaktan asla taviz vermedim. İşte o Kasımpaşa'nın bana vermiş olduğu o kültürün bir gereğidir. Hep dik durduk, dikleşmedik. İşte onu oradan aldım. Bundan dolayı da Kasımpaşa'nın tüm o geçmişteki büyüklerime, benim de çocukluğumu geçirdiğim, oradaki hakikaten irfan idrak sahibi büyüklerime çok teşekkür ediyorum.

"İLHAM KAYNAĞIMIZ, GENÇLERİMİZİN UMUTLA PARLAYAN GÖZLERİ"

Sizi 18 yaşından beri siyasette bulunduran ve neticede girdiği her seçimi kazanan bir parti lideri bir Cumhurbaşkanı yapan en büyük motivasyon kaynağı nedir?

-Çocuklarımızın masum yüzlerinde, gençlerimizin umutla parlayan gözlerinde şahit olduğumuz azim, verdiğimiz çok yönlü mücadelede en önemli ilham kaynağımız budur. Ülkemize kazandırdığımız her eserin ve hizmetin ardından milletimin gönlünden kopup gelen bir 'Allah razı olsun.' sözü bize en büyük mükafattır. Ondan daha büyük ödül olamaz. Dünyanın dört bir yanındaki mazlumların ve mağdurların kalplerini ve yönlerini Türkiye'ye çevirmiş olduklarını görmek ise sorumluluğumuzu daha da ağırlaştırıyor. Afrin'deki dükkanlarda Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafları asılıydı. Bu acaba niçin? Afrinli böyle bir sevgiyi, o resimlerle nasıl sembolleştiriyor? Birbirimizi tanımıyoruz. Tanıyoruz. Nereden tanıyoruz? Onlar mazlum durumdayken bizler kardeşleri olarak onların yanında yer aldık, oradan tanışıyoruz. Biz işte tüm bunlardan aldığımız güç ve motivasyon ile birlikte vesayetten darbecilere kadar herkese meydan okuyor, 'Dünya beşten büyüktür' diyoruz.

"ÇOCUKLARIMA VE TORUMLARIMA ARZU ETTİĞİM KADAR VAKİT GEÇİREMİYORUM"

Yoğun çalışma temponuz aile hayatınızda baba ve dede rolünü nasıl etkiliyor?

-Bu soru yaramı deşti. Bu seçim çalışmalarından, gece geç saatlerde eve gelişlerden bir tanesinde de yine eve çok geç gelmiştim. Yatak odamızın kapısına büyük kızım bir pusula yapıştırmıştı. Pusulada şu yazıyordu. 'Babacığım bir geceni de bize ayırır mısın?’ Biz çalışmazsak, o çalışmazsa, bu çalışmazsa kim çalışacak? Bir şeyler yapmamız lazım. Yarının aydınlık Türkiye'sini, hani diyoruz ya Gazi'nin söylediği gibi 'Muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak.' Bu lafla olmaz.

Eğer Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracaksak, çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz. İşte 18 senede öyle çalıştık, öyle çalıştık ve hala çalışıyoruz ki, bak İstanbul-İzmir arasını 3 saat 15 dakikaya düşürdük mü? Artık arabanıza biniyorsunuz, 3 saat 15 dakikada İstanbul'dasınız veya İstanbul'dan İzmir'desiniz. Şimdi davama, ülkeme ve milletime karşı sorumluluklarımı yerine getirmek için koştururken çocuklarıma yeteri kadar vakit ayıramamış olmak tabii ki en büyük yaramdır. Hamdolsun onlar bu durumu gördükleri için fedakârca sabrettiler ve hep yanımda yer aldılar. Torunlarımla daha fazla vakit geçirebilmek için her vesileyi kullanıyor, her fırsatı değerlendiriyorum. Üstlendiğim görevlerin yoğunluğu sebebiyle çocuklarımla ve torunlarımla hala arzu ettiğim kadar vakit geçiremiyorum. Fakat, onların zaman zaman yanıma gelmiş olmaları, şu anda tabii Allah'ıma hamdolsun, 8 tane torunum var. Ama dua edelim daha çok olsun inşallah. 2053'ün neslini yetiştirmenin gayreti içerisindeyiz. Sizleri ben 2053'ün şimdiden mimarları olarak görüyorum ve bunu da başaracaksınız. Buna da inanıyorum. Çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz ve bunu da başaracağız inşallah.

"HEDEFLERİMİZİN GERİSİNDEYİZ"

Milli Teknoloji Hamlesi hem gençlerde hem de Türk halkında heyecan uyandırdı. Bugünden baktığımızda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Biz bir zamanlar toplu iğneyi dahi üretemiyorduk. Biz aynı şekilde milli savunmada yüzde 20 yerli, bunun dışında tamamen ithal savunma sanayinde kullanım yapıyorduk. Ama şimdi yüzde 20'den yüzde 76'ya çıktık. Nereden nereye. Belki bilinçli olarak, belki gaflet sebebiyle uzunca bir süre Türkiye milli ve yerli teknolojiden uzak kalmıştır. Göreve geldiğimizde bu acı durumun en büyük ve tehlikeli yansımalarını da savunma sanayinde gördük. Geldiğimiz yer elbette çok önemli ama henüz yine de söylüyorum hedeflerimizin gerisindeyiz. Şu anda ciddi manada savunma sanayinde ihracat yapan ülke konumundayız. İthalat değil, ihracat. Artık biz SİHA'larımızın bütün mühimmatını da Türkiye'de yapıyoruz. Yani 'Birisi bize göndersin de kullanalım.' yok. Biz şimdi kendimiz onu da üretiyoruz. Yani daha açık konuşayım, bombalarını da biz üretiyoruz. Yani bütün Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'te, Bestler Deresi'nde, buralarda teröristlerin inlerine girdik ve giriyoruz. 

"YAPMAK ZOR, YIKMAK KOLAY"

2002 yılı öncesinde Türkiye'nin yaşadığı zorlukları anlayabilmek ve yakınlarımıza anlatabilmek için bizlere ne tavsiye edersiniz?

-Gençlerimiz, bizzat tecrübe etmedikleri bu mukayeseyi yapmakta elbette zorlanıyor. Sizlerin de büyüklerinizden dinleyerek, o dönemin görüntülerini seyrederek, okuyarak bu eksiği kapatmanız gerekiyor. Unutmayın sevgili gençler, yapmak zor, yıkmak kolaydır. Ne diyor Akif? 'Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek ancak hadi gel yapalım şunu geri desen bir Sinan, bir de Süleyman gerek.' Ne düzel değil mi? Hem elimizdekinin kıymetini bilmek hem de hedeflerine sıkı sıkıya sarılmak için geçmişimizi çok iyi öğrenmeliyiz. Yıkmak kolay, yapmak zor ama siz inşallah yıkanlardan değil, yapanlardan olacaksınız.

"ATLARA SAHİP ÇIKMAYANLARIN, DİĞER KONULARDA NELER YAPTIKLARINI DÜŞÜNMEK İSTEMİYORUZ"

Hayvanları çok seven biri olarak Adalar'da 978 tane ata ne olduğunu bilmemek beni çok üzüyor. Bununla ilgili kamuoyundan gizlenen nedir?

-Her şeyden önce adalardaki atların bir canlıya yakışmayacak şartlarda çalıştırılması ve muhafazası uzunca bir süredir bizim de gündemimizdeydi. Bu konuda eski büyükşehir belediye başkanlarımız, rahmetli Kadir Topbaş ve Mevlüt Uysal çeşitli çalışmalar yapmışlardı. Ancak bu hazırlıklar uygulamadan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yönetim değişti. Ardından da hala ne olduğuna dair tatmin edici bir açıklamanın yapılamadığı müessif hadise yaşandı. Hayvan hakları konusunda ortalığı toza dumana katanların bu hususta hiç ses çıkarmamaları da ayrı bir ikiyüzlülük örneğidir. Hadi konuşsanıza? Niye konuşmuyorsunuz? Bu işin ideolojik boyutu olamaz. Hayvanlara acımanın ideolojik boyutu tam aksine olması lazım. Nedir o? Hayvanı seveceksin ve onların bu ızdıraptan kurtulması için ne gerekiyorsa bunu yapacaksın. Bize haber geldi, İçişleri Bakanım beni aradı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da yanındaydı. Ben dedim ki, 'Ne gerekiyorsa yapalım.' Söyledikleri, 'Burada elektrikli araçlar kullanabilir miyiz?' Hayırlı olsun kullanın, yeter ki hayvanlar bu ızdırabı çekmesin. İstanbul'un atlarına dahi sahip çıkıp, hesabını veremeyenlerin diğer konularda neler yaptıklarını düşünmek bile istemiyoruz. Hiç şüphesiz tüm bu olup bitenleri, İstanbul halkıyla birlikte milletimiz görüyor, değerlendiriyor. Günü geldiğinde bunların hesabı sandıkta feraset sahibi tüm İstanbullular tarafından sorulacaktır, ben buna inanıyorum.

"TRANSKRİPT BELGELERİNİ ÇİFT DİLLİ VE ÜCRETSİZ ALABİLECEKSİNİZ"

Transkript belgesinin ücretsiz ve çift dilli olmasını istiyoruz. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

-Konuyu Yükseköğretim Kurumumuzla görüşerek çözümü konusunda gereken talimatları verdik. Yükseköğretim Kurumumuz da üniversitelerimizle gereken koordinasyonu sağlayarak, hazırlıklarını tamamladı. Şimdi sizlere bu müjdeyi ekrandan duyurmak istiyorum. Artık gençlerimiz transkript belgelerini, tam da sizin istediğiniz şekilde, istedikleri yerden, çift dilli olarak, herhangi bir ücret ödemeden ve hızlı bir şekilde alabilecekler. Hem salgın döneminde farklı şehirlerde bulunan hem de eğitimlerine yurt dışında devam etmek isteyen öğrencilerimize büyük kolaylık sağlayacak bu yeniliğin gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

"HİÇBİR VATANDAŞIMIZI SAHİPSİZ BIRAKMADIK"

Türkiye'nin salgın döneminde yaptığı insani yardımlar devam edecek mi?

-Öncelikle dünyanın tamamı ile birlikte bizi de derinden etkileyen korana virüs salgını ile mücadelede örnek bir ülke konumundayız. Sağlık sistemimizin gücü sayesinde pek çok yerde ortaya çıkan felaket görüntüleri Türkiye'de yaşanmadı. Gıda üretimi ve tedarikindeki gücümüz sayesinde de hiçbir insanımız temel ihtiyaçlarını karşılama hususunda sıkıntıya düşmedi. Bununla birlikte zorunlu olarak aldığımız kısıtlama tedbirlerinden olumsuz etkilenen kesimler olduğunu da biliyoruz. Hiçbir vatandaşımızı sahipsiz bırakmama anlayışıyla çok yönlü bir destek programını hayata geçirdik. Salgın döneminde şimdiye kadar sosyal koruma kalkanı adı altında gençler burası çok önemli 61 milyar liralık bir meblağı karşılıksız olarak her kesimden ihtiyaç sahibi insanımıza dağıttık. Bu çerçevede, hane bazlı sosyal destekler kapsamında yaklaşık 2 milyon 300 bin ihtiyaç sahibi vatandaşımıza 8,5 milyar lira aktardık. İstihdamı korumaya yönelik kısa çalışma ödeneğinden 3 milyon 765 bin, nakdi ücret desteğinden 2,5 milyon, işsizlik ödeneğinden 1 milyon insanımız istifade etti. Normalleşme desteği için de 3,2 milyon esnafımıza 4 milyarın üzerinde karşılıksız destek sağladık. Gelir kaybı ve kira desteği olarak da 5 milyar liranın üzerinde bir kaynağı esnaflarımıza hibe olarak dağıttık. Bakın, karşılıklı ödeme değil, hibe olarak dağıttık. Ayrıca vergi ve sigorta primlerinden çek ve senetlere kadar, reel sektörün işleyişinde sıkıntıya yol açabilecek ödemeleri erteledik. Tüm bunlara ilave olarak, faizsiz veya düşük faizli kredilerle esnafımızdan sanayicimize kadar iş dünyasının tüm kesimlerini 315 milyar lirayı bulan bir kaynakla destekledik.”