GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-05-2021 11:35   Güncelleme : 30-05-2021 12:30

BU VAHŞET HAYVAN SEVERLERİ İSYAN ETTİRDİ

Sivas'ta patileri kesilen, İstanbul'da yavruları kürekle öldürülen, Antalya'da öldürülüp pencere korkuluklarına asılan kediler... Her geçen gün yeni bir hayvana eziyet görüntüsü ortaya çıkarken, hayvan severler, yüksek cezalar verilmesini sağlayacak yasanın bir türlü çıkarılmamasından şikayetçi. Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, "Maalesef 5199 sayılı kanun, hayvanları koruyamıyor. Yasak yerde sigara içmekle bir hayvana tecavüz etmek, boğazını kesmek, onu diri diri yakmak aynı cezaya tabi" dedi..

BU VAHŞET HAYVAN SEVERLERİ İSYAN ETTİRDİ

CEM HAYAT

Sivas'ta patileri kesilen, İstanbul'da yavruları kürekle öldürülen, Antalya'da öldürülüp pencere korkuluklarına asılan kediler... Her geçen gün yeni bir hayvana eziyet görüntüsü ortaya çıkarken, hayvan severler, yüksek cezalar verilmesini sağlayacak yasanın bir türlü çıkarılmamasından şikayetçi. Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, "Maalesef 5199 sayılı kanun, hayvanları koruyamıyor. Yasak yerde sigara içmekle bir hayvana tecavüz etmek, boğazını kesmek, onu diri diri yakmak aynı cezaya tabi" dedi.

Hayvana şiddet haberlerinin ardı arkasının kesilmediğini belirten Sayılgan; devletin elinde sokak hayvanlarıyla ilgili istatistiklerin bulunmadığını söyledi ve "Dolayısıyla sadece basına yansıdığı kadarıyla hayvana şiddet haberlerinden bilgimiz olabiliyor" dedi.

Mevcut kanunun "Hayvan Hakları Kanunu" olarak değişmesi gerektiğini dile getiren Sayılgan, yıllardır verdikleri mücadeleye rağmen kanunun değişmediğine işaret etti. Sayılgan'ın ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamalar şöyle:  

"YASAK YERDE SİGARA İÇMEKLE, BİR HAYVANA TECAVÜZ ETMENİN CEZASI AYNI"

Maalesef 5199 sayılı kanun hayvanları koruyamıyor. Mevcut hayvanları koruma kanunu ilk çıktığı dönemde aslında önemli yenilikler getiriyordu, devrim niteliğinde bir kanundu. Fakat zaman içerisinde yetersizlikleri ortaya çıktı. Bunun en önemli sebebi, hayvana şiddetin mevcut kanunda kabahatler kanunu kapsamında olması. Yani yasak yerde sigara içmekle bir hayvana tecavüz etmek, boğazını kesmek, onu diri diri yakmak aynı cezaya tabi. Üstelik ödeme kolaylığı olması bakımından peşin fiyatına dört taksit de yapılabiliyor. Yani basit bir idari para cezasıyla hayvana şiddet geçiştirilebiliyor.

"CEZANIN ALT LİMİTİ 2 YILDAN BAŞLAMALI"

Bizim talebimiz yıllardır, hayvana şiddetin ceza kanunu kapsamına girmesi yönünde. 15 yıldır Hayvanları Koruma Kanunu'nun, Hayvan Hakları Yasası şeklinde çıkması için mücadele veren bir örgütüz. Mevcut kanun, sahipli sahipsiz hayvan ayrımı yapmakta. Bu gerçekten içler acısı bir durum. Eğer bir hayvan sahipsizse ona tecavüz edildiğinde, öldürüldüğünde bunu yapan kişi sadece basit bir idari para cezası alıyor. Fakat hayvan eğer sahipliyse, hayvanlar yasalarımızda mal statüsünde tanımlandığı için o zaman TCK'nın 151. maddesi üzerinden, sahipli mala zarar verme nedeniyle bu kişi hakkında sadece o hayvanın sahibi suç duyurusunda bulunabiliyor. Bu garabetin de ortadan kalkması lazım. Aynı zamanda hayvana şiddetin hapis cezasının alt limitinin iki yıldan başlaması gerekiyor. Yoksa bu ceza basit bir şekilde para cezasına çevriliyor ve bu kişiler hapis cezası almıyor. Bizim bu konuda aslında çok kuvvetli argümanlarımız var.

"BUGÜN HAVANA YAPAN YARIN İNSANA YAPAR"

Tabii ki bizim için bir hayvanın canını savunmak; o hayvan sadece yaşam hakkına sahip olduğu için, bizim için yeterli. Ama devleti yönetenler ya da yasa yapıcılar için bu yeterli olmadığından ötürü biz konuyu insanlara getiriyoruz ve şunu söylüyoruz: 'Bugün hayvana şiddet uygulayan, tecavüz eden yarın bunu insana da yapacaktır.' Prof. Dr. Sevil Atasoy'un bu konuda raporları var. Dünyanın ünlü seri katilleri, ilk denemelerini aslında hayvanlar üzerinde yapmışlar. Dolayısıyla hayvana şiddetin ceza kanunu kapsamına girmesi ve failllerinin hapis yatması gerektiği konusunda mücadelemiz devam edecek.

"HAYVANA ŞİDDETİN TEMELİNDE SİSTEM SORUNU YATIYOR"

Bu sadece hapis cezasıyla çözülebilecek bir konu değil. Aynı şekilde sadece bilinçlendirmeyle ya da eğitimle çözülebilecek bir konu da değil. Çünkü hayvana şiddetin temelinde; tıpkı kadına şiddet, çocuk istismarı vakalarında olduğu gibi bir sistem sorunu yatıyor. 'Bu kanun 15 yıldır neden çıkmıyor?' diye baktığımızda bunun altında aslında belli rant odaklarını baskısının olduğunu görüyoruz. Maalesef kâr maksimizasyonunun kutsandığı bir kapitalist sistemde yaşıyoruz ve biz belli kanuni değişiklikler yapmak istediğimizde, doğayı korumak istediğimizde, hayvanları korumak istediğimizde karşımıza hep çıkar grupları çıkıyor. Bunlar hayvanları sömürerek onların sırtından para kazanan insanlar. Kimdir bunlar? Yunus park sahipleri, petshop sahipleri... 'Yunusları havuzlara hapsetmeyin' diyoruz. Fakat o kadar büyük bir rant var ki orada, trilyonlarca para dönüyor. Yine petshoplarda hayvan satışının yasaklanmasını istiyoruz çünkü belediyeler, kısırlaştırmak için çok büyük bir masraf ve yükün altına giriyor. Sokak hayvanı popülasyonunu kontrol altına alamıyoruz. Petshoplardan bir hevesle alınıp sokağa terk edilen hayvanlar, bu sokak hayvanı popülasyonunun en büyük nedeni. Musluğu ana vanadan kesersek aslında sorunu çözme konusunda büyük yol kat etmiş olacağız.

"DENEY HAYVANLARININ TUTULDUĞU KAFESLERİN YILLIK CİROSU BİLE İNANILMAZ"

Sorun sadece sokak hayvanları da değil. Deney hayvanlarına baktığımızda bunların tutulduğu kafeslerin yıllık cirosu bile inanılmaz. Bir de deney hayvanı üreten merkezleri düşünün. Bu örnekleri çoğlatmak mümkün. Kürk aynı şekilde, avcılık aynı şekilde... Yani doğayı hunharca sömürmemizin ve yok etmemizin altında hep bu kâr hırsı var. Dolayısıyla bizim hayvan hakları savunucularına çağrımız şu yönde olacak aslında: Bireysel mücadeleler bir yere kadardır. Kapımızın önündeki hayvanları beslemek, önümüze çıkan hayvanlara yardım etmek elbette çok önemli. Fakat bireysel mücadelelerle yol almamız mümkün olmuyor. Dolayısıyla aslında bu sistem problemlerini de görerek, problemin ana kaynağını görerek bizi hapsetmeye çalıştıkları dar alanda sıkışıp kalmayı reddetmeli ve mücadelemizin kapsamını genişletip bu şekilde mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor."