KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 26-05-2021 17:13   Güncelleme : 26-05-2021 17:13

ANADOLUNUN BAKİR BÖLGELERİNDEN ANAMUR

1982 yılı Şubat ayı ortalarıydı Anadolu bozkırı soğuktan kavrulurken ülkemin en güney noktası olan bu şirin küçük ilçede insanlar kahır ekseriyetle hemen bütün, gündüzleri gömlekle idare etmekte geceleri ise çok az hanede odun sobası yanmaktaydı, odun sobası yanmayan evlerde aileler ya küçük bir elektrikli ısıtıcı ile yada hiçbir ısınma aracı kullanmadan günlerini geçirirlerdi. O günlerde toplam merkez nüfusu kabaca 20 000 bini geçmemekteydi.

ANADOLUNUN BAKİR BÖLGELERİNDEN ANAMUR
1982 yılı Şubat ayı ortalarıydı Anadolu bozkırı soğuktan kavrulurken ülkemin en güney noktası olan bu şirin küçük ilçede insanlar kahır ekseriyetle hemen bütün, gündüzleri gömlekle idare etmekte geceleri ise çok az hanede odun sobası yanmaktaydı, odun sobası yanmayan evlerde aileler ya küçük bir elektrikli ısıtıcı ile yada hiçbir ısınma aracı kullanmadan günlerini geçirirlerdi. O günlerde toplam merkez nüfusu kabaca 20 000 bini geçmemekteydi.
Egeden uzun ve yorucu bir otobüs yolculuğu yaparak Silifke’ ye kadar ulaşmış, ulaşım araçlarının bu günkü kadar yoğun olmadığından Silifke’ den Anamur’ a erken saatlerde hareket eden gazete arabasıyla gelebilmiştik. Silifke – Anamur yolu normal ulaşım araçları ile yaklaşık 4 saat kadar sürüyordu.  Anamur Otogarı o gün hal hizmet alanının hemen üstünde, iskele yolu üzerinde yer almaktaydı. Yaşımız genç olmasına rağmen uzun bir kara yolculuğu benide yol arkadaşımı da yormuş, etkilemişti. Otogarda aracımızdan iner inmez şubat ortalarında olmamıza rağmen gökte parlayan güneş bizi iliklerimize kadar ısıtmış, öyle ki bu tablo üzerimizdeki mont-kaban gibi kışlık giysilerimizi yere sererek üzerinde uzun süre oturmamıza güneşlenmemize vesile olmuştu. Bu halet-i ruhiye içerisinde dudaklarımdan “dünyada cennet böyle bir yer olsa gerek” sözleri dökülüvermişti. Kışın tam ortasında olmamız, anadolunun karlar altında olması, ilk hareket noktamız olan egeden Anamur’a ulaşma zamanımıza kadar geçen yolculuk sürecimizde zaman zaman karla mücadele ederek yolumuzu yolculuğumuzu tamamlamımız sonucunda Anamur’da yazdan kalma bir gün görmek inanılacak gibi değildi. Şahsımızı etkileyen sadece günün pırıl pırıl güneşli olması değil, etrafa bakıldığında baharın çoktan geldiği hissi uyandıran, uçan kelebekler, arılar vb. börtü böcek rahat gözlemleniyordu.
Bütün bu anlatılmaya çalışılanlarla birlikte bölgenin bizde güzel izlenimler bırakan diğer bir hususu ise yöre insanının çalışkanlığı idi. Gazete arabası ile Silifke Anamur etabı arasında önemli yerleşim yerlerinden birisi olan eski adı ile Gilindire bu günkü adı ile Aydıncık ilçesinden geçerken, meğilli ve taşlık kayalık arazinin tarıma çok elverişli olmamasına rağmen yerel halk tarafından sekiler oluşturarak sebze tarımı için cam seraları oluşturulması, doğrusu takdire şayan bir durumdu. İnsanoğlu isterse tabiri caizse tekeden süt sağıyordu. İnsanoğlunun azmi bu yöre insanında tam bir önek olmuştu.
Anamur 1982 yılının şubatında dimağımızda dünyada böyle bir yer varmı, hayretleri ile bir resim oluşturmuş belkide kendimizin bile zor duyacağı bir mırıldanma ile “yaşanılacak yer vesselam” sözleri ağzımızdan çıkıvermiş, kimbilir Yüce Yaratanın duamızı kabul ettiği zamanmışki bu gün 2019 yılında Anamur’da, Mülkün esas sahibi bu fakire bir mekan nasip etmiş oldu.      
 Gel zaman git zaman, kısmet oldu memuriyet hayatımın ilk yıllarında Anamur’a memur olarak atandım. Daha önceki çalıştığım il Güneydoğunun Parisi diye tanımlanan ekonomik anlamda kendini aşmış, müteşebbisi çok olan, samimi eşrafı, Anadolulun mümbit şehirlerinden Gaziantep idi. Hafızam beni yanıltmıyorsa 1983 yılının nisan ayında Gaziantep’ ten kendi isteğim ile Mersin iline atamam yapıldı, Mersin ilinde yeni olduğumuz için o günün yetkili müdürü şahsımı mersinliler arasında,  birazda sürgün yeri olarak bilinen şehir merkezine uzak olan Anamur’a tayinimi onayladı. Anamur ilçemizde 1983 yılında o zamanın sağlık uygulaması sosyalizasyon yeni pratiğe dökülüyordu, ilçe merkezinde olan tüm memurlar köy sağlık ocaklarına dağıtılıyordu. Şahsımıda, yetkililer Sarıdana köyü sağlık ocağına uygun görmüşlerdi.
Anamur merkez hükümet tabipliğinde geçirdiğimiz çalışma sürecinde bekâr evinde arkadaşlarla kalmış Anamur’u yakından tanıma fırsatı yakalamıştım. Merkez hükümet tabipliğinde çalışmamız sağlıkta sosyalizasyon uygulamasına tüm ülke ile birlikte geçilmesinden dolayı fazla uzun sürmedi. Yukarıda da değindiğim gibi yeni çalışma saham sarıdana köyü ve bağlı köylerine hizmet verecek olan sarıdana sağlık ocağı idi. Anamur köylerinin hemen çoğu geniş topografik alanları kaplamaktaydı. Bunun sebebi köylerin çoğunda hayvancılık ön planda olmasına rağmen sebze meyve tarımı iyi seviyede idi. Bu sebeple köyler oldukça geniş alanlara kurulmuştu, nüfus az olmasına karşın herkes tarlasının başına evini inşaa etmişti. Sarıdana köyü yol üzerinde bir köy olması hasebiyle kendisinden sonra gelen köylülerin daha eski dönemlerde Anamur’a ulaşmak için sarıdanada konakladıkları yerel halk tarafından anlatılırdı. Kısaca köy ilk bakışta; Karakol, Orman İşletme Şefliği, İlkokul, Camii ve Sağlık Ocağından ibaret sayılabilirdi. Anamur’a ulaşmak için yukarıdaki köylerin Anamur’a giden o günkü adıyla pikaplarına (minikargo)  seher vaktinde yada en geç sabah namazına müteakip binmek zorundaydınız, aksi durumda Anamur’a ulaşma şansınızı o günlük kaçırırdınız. Şanslı iseniz öğleye doğru yada ikindi vakti gibi orman emvali taşıyan kamyonlara rast gelir, ancak geri dönemezdiniz.
Seher vakti, pikaplarla yada kamyonlarla olsun Anamur’a indiğimizde, günlük gazetelerin hemen tümü, haftalık dergilerin, ekseriyeti gazeteciden muhakkak alınır Anamur’a tekrar gelesiye kadar gazeteler reklamlarına kadar okunurdu. Birgün Anamur’a inmeye karar vermiş ancak zamanın ikindiye yaklaştığını geç fark etmiştim, derken CJ5 Jeep ile makine dokuması kilim satan tacirlerin Anamur’a doğru gittiklerini öğrendim. Kendilerinden rica edince benide Anamur’a bırakabileceklerini bildirdiler. Sarıdana köyü sınırlarını henüz çıkmış Anamur’a doğru kıvrıla kıvrıla patikamsı yolda ilerlemekteydik, karşılıklı nerelisin, hal hatır gibi konuşmalardan sonra aracı kullanan; orada ne iş yaptığımı nereli olduğumu daha önce nerede çalıştığımı sıralayarak sordu. Daha önce Gaziantepte çalıştığımı birkaç aydır bu köyde olduğumu belirttim.
İnsan gerçekten kaderin nasıl tecelli edeceğini bilemiyor tahminde edemiyordu. Kilim satan tacir “ne güzel yerler temiz hava, bol gıda, buralarda kalırsın artık ne güzel memleket ” diyerek sözlerine devam etti. Gençliğin ve eskilerin deyimiyle acemiliğin verdiği cahil cesareti ile “iki ayağımı ve iki elimi yere çakılmış kazıklara bağlayacaklar, buralarda yine durmam” deyiverdim. Hülasa bu minvalde devam eden sohbet ile Anamur’a inmemiz akşamı bulmuştu. Aslında hepi topu gidilen mesafe 19-20 km den ibaretti.
Sağlık Hizmet sunumu uygulamasında bölge olarak sosyalizasyona yeni geçilmiş olması sağlık ocağında benden başka atamanın yapılmaması, sağlık ocağı hizmet binasına zaten kimsenin uğramaması vb. sebeplerle daha çok Anamur’da bekar kaldığım arkadaşlarla birlikte oluyor, günümüzü ünite 1 çevremizi tanıyalım babından anamura tanımaya anlamaya ayırıyorduk.
Sabahları kahvaltımızı nerde bulursak orada yapıyor akşamları genelde Asma altı lokantasında yemeklerimizi yerdik. Bu gün bile zanaatını (Yayla yolu üzeri orman işletmesi çaprazında) özenle devam ettiren asmaaltı lokantası işletmecileri yeri orta düzey memurun, küçük esnafın zaman zaman akşamcıların gidebileceği en iyi, en temiz, ekonomik olarak en uygun mekandı. Asmaaltı lokantası dışında kayda değer çarşı içinde Doğan’ nın lokantası vardı, çarı esnafı lokantacı doğanda yemeyi tercih eder, belki öğle arası yemek yemeye gelen esnaf ve zanaatkara espirileri, takılmaları ilede hoşça vakit geçirtirdi, örneğin normal esnaf kapılarında yazan “açık” tabelası lokantacı doğanın dükkanında “kaktır” halini almıştı.
Asmaaltı lokantasında menü kısıtlı olmasına rağmen, özellikle akşamcıların masalarını ziyaret eden bir tür satıcı daha olurdu. Bu şahısın boynunda çapraz asılmış deriden yapılmış 30X23 cm. ebadında bağları ile beline kadar uzamış bir torba bulunurdu. Bahsekonu torbanın görünen dış kısmında 1,5-2cm çapında dairemsi delikler bulunur, bu deliklerden dışarı başını uzatan bıldırcınlar akşamcı müşteri tarafından yoklanarak istediği kadar adet bıldırcın seçimini yaptıktan sonra lokantacıya pişirmesi için havale eder, seçtiği bıldırcınların parasını satıcıya oracıkta öderdi. Anılan bıldırcınlar, özel yetşitirilmiş şahinler tarafından sahiplerince yer fıstığı taralalarından yakalıtılır delikli deri torbalara doldurulur akşamları şehrin birkaç lokantasında satılırdı. Bu kadar çok bıldırcının doğal yetişmesine vesile olan Anamur fıstığı tarlaları vardı. O yıllarda Anamur’da muzdan çok daha fazla fıstık tarımı yapılmaktaydı. Öyleki çarşıdaki fıstık alıp satan ticarethanelerin tabelaları genelde  “……. yağlı tohumlar ticarethanesi” diye yazardı.
2019 yılı itibarı ile Anamur tarım alanlarına bakıldığında kahır ekseriyetin pvc örtü ile örtülüp örtü altı muz seracılığı yapıldığı rahatlıkla görülmektedir. 1980 li yıllardada Anamur denilince muz akla gelmekteyken, genelde doğal atmosferde açıkta yetişen muz tarımı yapılır, pvc örtüaltı tarımı hemen hemen yapılmamakla beraber cam seralar nadiren göze çarpar, hatta kimlerin cam serası var hemen tüm Anamur sakinleri isim isim bilirlerdi. Muz bitkisinin meyvesini açığa çıkarmasına “muz doğurdu” denilir şehrin içinde ikame alanları ile iç içe olan muz bahçelerinden duyulabilen “şak” diye belirgin bir ses geldiğinde, “muz doğurdu” derlerdi.
Bu gün itibarı ile Anamur tarım alanlarının çoğunluğunun pvc kaplı örtüaltı muz seracılığı yapılmaktadır. Öyleki 2000 lerde başlayan muzda yarı endüstrileşme sarartma ve paketleme tesislerini beraber getirirken, günümüzde saratma tesislerinin sayısı onlarla ifade edilmekle beraber; Türkiyenin değişik bölgelerinden, değişik iklimlerde değişik meyve alıp, anamurda dünya standartlarında ambalajlayıp soğuk zincir içerisinde türkiyenin her tarafına gönderildiği gibi Amerika, rusya, Avrupa birliği ülkeleri, vb ülkelere ihracatların yapıldığı dünya standardında tesisler vardır. Görünen oki önümüzdeki yıllarda yukarıda bahsedilen tesislerin sayısının hayli artacağıdır.
Bu gün artık Anamur “sera şehir” haline gelmiş denebilir, ancak periferde bozdoğna, ören mahallesi gibi bazı kesimlerde hala eski Anamur fıstık yetiştiriciliği devam etmektedir.